24 Kasım 2014 Pazartesi
KATEGORİLER
Anasayfa » ALTERNATİF TIP » ÇAĞDAŞ YÖNTEMLER

Kategori Arşivi: ÇAĞDAŞ YÖNTEMLER

Haber Aboneliği

Hipnoterapi Nedir? Hipnoz ile Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Hipnoterapi hipnoz ile tedavi anlamında gelmektedir. Kökeni hipnoza dayanmaktadır. Hipnoz, bir kişiyi ve ya bir bir grubu söz, bakış, telkin ve benzeri yollarla geçici bir süre etki altına almaktır. Yapılan hareketler yapaydır. Bundan dolayı hipnoz, yapay hareketlere kişide oluşturulmuş ruh haki olarak tanımlanabilmektedir. Hipnoz bir uyku durumudur. Bu uyku durumda kişi dikkatini belli bölgelere yogunlaştırmakta ve bilinçaltını aktif hale getirmektedir.

Hipnoterapi hastalıklarda uygunlanan bir yöntemdir. Hipnozun genellikle ruhsal hastalıklarda uygulanmasıyla gerçekleşmekedir. Hipnoz yoluyla tedavi yapanlara hipnoterapist ya da hipnolog denilmektedir. Ancak herkes hipnozu yapamamaktadır. Bu işlemi yapabilmek için uzmanlaşmış olmak gerekmektedir. Hipnoterapistler özellikle psikoloji ve tıp alanında uzman kişilerdir.

Hipnozda özellikle 3 durum çok önemlidir. Bu durumları sayacak olursak;
-Bakış
-Söz
-Düşünce

Bakış, aşamasında hipnoterapistin uyku halini yani bilinçaltı durumunu oluşturabilmesi için kullandığı yöntemlerden biridir. Bakış ile birlikte gözlerden çıkan manyetik etkiler kontrol altına alınmaktadır. Ayrıca manyetik etkiler bu şekilde düzenli ve sürekli devam etmektedir. Söz durumunda ise, hipnoterapist hastanın beynine sokmak istediği düşünceleri açıklar. Bu herhangi durum ya da olgu olabilir. Burada önemli olan hipnolog kişinin söylediği kelimelerin doğru seçilip seçilmeme durumudur. Düşünce yöntemi ile ise, hasta arzu edilen duruma doğru çekilmektedir. Bu durumun hastalar tarafından arzulanması sağlanmaktadır. Düşünce aşamasında konsantrasyon çok önemlidir.

Avusturyalı hipnolog F. Mesmer hipnoz yoluyla tedavi yapan ilk hekimlerden biridir. Mesmer hipnoz ile telkin yöntemlerini birleştirerek bazı histeriye bağlı hastalıklar iyileştirmiştir.Ayrıca felçli hastalıkları hipnoz yoluyla çözmeye çalışmıştır. Bu yöntemler ilk kez 19 yüzyılda uygulanmaya başlanmıştır.

Aynı zamanda Freud da hipnozu tedavi yöntemi olarak uygulamıştır. Ancak ilerleyen yıllarda hipnoz yönteminden vazgeçmiştir. Hipnoz yerine serbest çağrışım adı verilen benzer bir konu üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Serbest çağrışım, bilincimizde bulunan her bilgiyi gerektiğinde hiçbir değişiklik yapmadan doğal olarak söyleyebilmektir.

Hipnoterepi tedavisi gören kişi bu süreçte hipnoterapistin etkisi altına girmektedir. Onun istek ve telkinlerini sanki kendisine aitmiş gibi algılamaktadır. Bu şekilde hipnoterapist bir çok şeyi hastasına yaptırabilmektedir. Ancak burada bilinmesi gereken diğer nokta hipnoterapistin gücünün sınırsız olmadığıdır. Hipnoz olan kişiler bazı istekleri yerine getirmemektedir.

Hipnozun Uygulanma Yöntemleri
Hipnoterapi tedavisinde birden fazla yöntem bulunmaktadır. Ancak herkesin bildiği yöntem hastanın hafiften sallanan nesneye bakması ve ona dikkatini yoğunlaştırmasıdır.Bu şekilde dikkatini yoğunlaştıran hasta transa geçmekte ve bilinçaltına inmektedir. Sadece sallanan nesneye dikkati yoğunlaştırmak yeterli değildir. Bu aşamadan sonra hipnoterapiste daha büyük görevler düşmektedir.Hipnoterapist bu noktada etkileyici bir sesle konuşmalı ve gerekli telkinleri vermelidir.

Hipnoz yöntemiyle hastalar uykuya geçmektedir. Kimi hastalar derin uykuya geçerken kimisi ise daha hafif bir uykuya geçebilmektedir. Çünkü her insanın uygulanan hipnoterapiden etkileniş şekilleri farklıdır. Hipnotik uykunun en hafif noktasında kişide gevşeme meydana gelmektedir. Kişi kendisine söylenenleri hatırlayabilmektedir. Derin hipnozda ise bu durum farklıdır. Kişinin bilinci kapanmaktadır. Bilinçaltı pasif durumdan aktif bir duruma geçmektedir. Derin hipnoza geçen kişi hipnoz sonrasında hipnoz sırasındaki konuşmaları ve telkinleri hatırlayamamaktadır. İster hafif hipnoz ister ise ağır hipnoz durumu olsun her ikisinde de hasta hipnologun söylediği sözleri büyük oranda gerçekleştirmektedir.

Hipnoterapi İçin Bazı Şartlar
Hastanın yetenekleri ve yapısı: Hipnoz edilmek istenen kişinin zihin yapısı hipnoz olayını etkilemektedir.Ayrıca bazı yeteneklerden yoksun ruhsal çöküntüdeki kişiler hipnoz edilememektedir.

Hastanın yorgun olması: Bilindiği gibi hipnoz olayında kişinin sarf edeceği dikkat çok önemlidir. Özellikle sallanan nesne yönteminde tüm dikkatini bu nesneye yoğunlaştırmalıdır. Hastada o anda olabilecek yorgunluk hali dikkat dağınıklığına neden olabilmektedir.Bu da hipnoterapistin işin zorlaştırmaktadır.

Hastanın eğilimleri: Hastanın genel yetenek ve huylarıyla alakalı bir unsurdur. Kişide kendini rahat bırakan ve hipnoterapiste güevenen eğilimlerin olması gerekmektedir.

Hipnoterapide heycanlandırma durumu çok önemlidir. Hipnoterapide meydana gelebilecek aksaklıklarda kullanılır. Hipnotik durumun en gerçek nedeni çökmedir. Zihin halinin durması demektir.

Hipnotik Uyku ile Doğal Uykunu Farkı
Doğal uyku sırasında kişinin başka biriyle dolaylı ya da doğrudan bir bağlantısı yoktur. Ancak hipnotik uykuda kişi ile hipnoterapist arasında bağ bulunmaktadır.Bu bağ sayesinde iletişim devam etmektedir. Ancak hipnotik uykudan doğal uykuya geçiş mümkündür. Hipnolog ile bağlantısı kopan kişi doğal uykuya geçebilmektedir.

Hipnoterapistin Davranışları
Hipnoz esnasında hastaya ihtiyacı olduğu konularda telkinler verilmektedir. Örnek verecek olursak çok korkak ve çekingen olan kişiye uyandıktan sonra cesur ve girişken olacağı yönünde telkinleri verilir. Ve hipnoz tedavisi gerçekten başarılı olduysa bu hastanın bu özelliği değişmektedir. Hipnozun uygulandığı birçok alan bulunamaktadır. Kişilerin kurtulamadığı tikler ya da bazı hastalık türlerinde hastadan hasta tikler yöntemiyle kurtulmaktadır.

Hipnoterapist her zaman başarı olamayabilir. Öncelikle hastanın hipnoz olmak istemesi gerekmektedir. Şayet hasta hipnoz olmak istemesse hipnoz durumu gerçekleşmez. Hipnotik uykunun gerçekleşmeside hastaya bağlıdır. Hastanın bu durumu gerçekten istemesi gerekmektedir.

Hipnoz sırasında hastaya her istenilen yaptırılamamaktadır. Çünkü hasta yaptırılmak istenen şeye karşı eğilimli olmayabilir. Bu aşamada hasta zorlanırsa ya da aynı telkin sık sık verilirse hipnoz aşaması bozulabilir. Örnek olarak çok dindar olan bir kişinin hipnoz altına alındığını düşünelim. Bu kişiye hipnoterapist tarafından ısrarla alkol alması telkininde bulunulduğu taktirde telkini yerine gelmeyebilir. Çünkü, verilen telkinin gerçekleşmesi için hastanın doğal yaşantı tarzı, vücut yapısı,sosyal çevresi ve bir çok etken dikkate alınmalıdır.

Hipnoz genellikle ruhsal kökenli hastalıklarda kullanılmaktadır. Örnek olarak tikler, kekemelik, aşırı alkol kullanımı, sigara kullanımı, psikoljik sıkıntılar verilebilir. Hipnoz aynı zamanda başka hastalık türlerinde de kullanılmaktadır. Bunların başında obezite, astım ve alerjik cilt hastalıkları gelmektedir.

Hipnoz hastalıklarda sonra kişisel gelişim alanında da kullanılmaya başlanmıştır. Hipnozun motivasyonu arttırıcı bir özelliği vardır. Okul hayatında bazı derslerin daha iyi öğrenilmesi amacıyla hipnoz tedavisi uygulanabilmektedir. Günümüzde yabancı dil öğrenmek için yapılan hipnoterapi etkili olabilmektedir.

Kaynak: www.bilgiustam.com

Nöral Terapi Nedir?

Nöral terapi veya nöral tedavi tanımlaması iyileşme için sinir sistemine etki edilmesi anlamında kullanılmaktadır.

Nöralterapi, otonom sinir sistemi üzerinde düzenleyici ve uyarıcı etki yaparak iyileşmeyi sağlamaktadır.

Hastalıklarımızın ve geçmeyen ağrılarımızın temelinde otonom sinir sisteminde biriken hasarlar yer almaktadır. Bu duruma yaşamımız boyunca geçirdiğimiz mikrobik hastalıklar, ameliyatlar, kazalar, fiziksel ve psikolojik travmalar neden olmaktadır.

Bademciklerimiz iltihaplandığında, dişimiz çürüdüğünde ve diş tedavisi olduğumuzda veya sezeryan ameliyatı sonrası o bölgedeki iletişim ağı etkilenir. Yaşam boyu kalıcı olabilen hasarlar bırakır. Bu hasarlar sonradan gelişen hastalıklarımızın temelini oluşturmaktadır. Hasarlı bölge cildine yapılan nöral terapi ile iletişimdeki bozukluk düzeltilmektedir. Nöral terapide local anestezik maddenin anestezik etkisi kullanılmaz.Otonom sinir sisteminin oluşturduğu enerji yükseltici (hiperpolarize edici) uyarı ile tedavi sağlanır. Uygulama genelde cilde yapılır sinirlerin kendisine yapılmaz.

Nöral terapi vücudumuzda çok geniş bir elektriksel ağ (network) yapısında olan otonom sinir sisteminin uyarılması ve düzenlenmesini (regulasyonunu) sağlar. Beyin, omurilik ve vücuda uzanan kablolar benzeri sinirlerden oluşan sinir sistemimiz vardır. Ancak ikinci ve çok önemli olan otonom (nörovegetataif) sinir sistemimizdir. Otonom sinir sistemi her hücreye ulaşan, her hücrenin bilgisini tüm vücuda anında ulaştıran ve çalışmalarını kontrol eden bir biyoelektriksel ağdır. Bir insandaki bu ağı ucuca eklediğimizi varsayarsak dünyanın etrafını 12 defa dolaşabilir uzunluktadır. Bu ağdaki bozukluklar tüm hastalıklarımızın temelini oluşturur.

Nöral terapi bu bozuklukları düzelttiği için tüm hastalıklarda etkili tedavi sağlar. İlaçlarla sağlanamayan bu etkiyle hastalığı kaynağından tedavi etmek mümkündür.

Ancak nöral terapiyi bir enjeksiyon tedavisi olarak algılamak nöral terapi uygulayan hekimlerin sık yaptığı hatadır.Nöral terapi yaklaşımı hekime hastalığın kaynağını bulmak konusunda ciddi yol gösteren bir perspektif kazandırır. Hastalığı bu şekilde çözümlersek bazen enjeksiyonlara gerek kalmayabilir.

Craniosacral Terapi

CranioSacral Therapy, terapistin ‘cranial ritmi’ kontrol ederek kuyruk sokumundan kafatasına kadar olan bölgenin belirli noktalarına hafif basınç ve masaj terapi uyguladığı bir yöntemdir.

CranioSacral Therapy, vücut içi sıvısının hareketliliğine ve dengelenmesine, merkezi sinir sistemindeki negatif etkilerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur. CST, Vücut kasları ve yumuşak dokunun rahatlaması, kemiklerdeki hareketliliğin saglanması ile vücudun kendi kendini iyileştirmesi fonksiyonunun öne çıkmasını sağlar.

CST aracılığı ile, terapi uygulanan kisi, kendisi ile bütünleşir, stresten ve ağrıdan uzaklaşır, vücut balansı sağlanır, bagisiklik sistemi güçlenir, akil, vücut ve ruh birlikteligi sağlanır.

Yardımcı olduğu alanlar;

Stres,Depresyon, duygusal sorunlar,
Somatik Rahatsızlıklar
Spordan kaynaklanan sorunlar
Migren, baş agrıları Kronik yorgunluk Vücut hareket ve dengesi ile ilgili sorunlar
Merkezi sinir sistemi sorunları
Boyun ve bel agrıları
Ögrenim bozuklukları,hiperaktivite
Bebeklerde uykusuzluk
Ortopedik bozukluklar ve diğer ağrılar

ROLFİNG TEKNİĞİ

Uzman pratisyenler tarafindan tatbik edilen, bedenen uygulanan bir masaj seklidir. genel olarak 10 seansta zihni ve bedeni bireysel olarak maksimize etmeyi amaclar. genel insan ve insan durumlari icin yararlidir ve cagdas saglik hizmetinde koruyucu bir yaklasima katki saglar.

Dr. ida rolf insan bedeninde ki stress bulgularini serbest birakmayi amaclayan dokusal vucut baglanti maniplasyonunun ileri duzey teknigine onculuk etmistir.

Kaynak: ozondoktoru.com

Feldenkrais Yöntemi

Bir anlamı yok. Feldenkrais Yöntemi’ni geliştiren Moshe Feldenkrais’ın soyadıdır. Moshe Feldenkrais İsrailli bir mühendisti. Başarısız olma olasılığı yüksek olan bir ameliyat olmak yerine futbol ve judodan kaynaklanan diz sakatlığını nasıl gidermeceğini araştırırken şimdi Feldenkrais Yöntemi olarak bilinen öğrenme yöntemini geliştirdi. Araştırdığı alanların arasında fizik, biomekanik, bebek hareket gelişimi, psikoloji, nöroloji ve doğu savunma teknikleri vardı.

Nasıl insanlar katılır?
Sizin gibi insanlar! duruşundan memnun olmayanlar, dik durmak ve dik oturmak isteyenler, bel veya boyun ağrısı çekenler, kaza veya ameliyat sonrasında sorunlar yaşayanlar, artık yaşlanmaya başladığını hissedenler….ve farkındalıkla yaşamak isteyenler.

Derslerin amacı:

Ağrıdan kurtulmak.
Bedeninize bir zamanlar bildiği ama sonradan unuttuğu hareket rahatlığını tekrardan öğrenmek. Akıllı kaslar geliştirmek.
Farkında olmadığınız alışkanlıklar ve parasitik düşüncelerden kurtulmak. Daha rahat, daha sağlıklı, ve daha kaliteli hareket etmek.
Daha kaliteli yaşamak

Bu metot yogaya benziyor mu?

Hayır. Feldenkrais Metodu işlevseldir. Günlük yaşamda gereken hareket kalıplarını öğretir. Feldenkrais dersleri de tekrar içermiyor. Günlük hayattaki hareket çok çeşitli olduğu gibi Feldenkrais dersleri de öyle.

Felsefe açısından en çok Aleksander Tekniği’ne benzer, ancak pratikte uygulanışı Alexander Teknigi’ne benzemez. Bioenerji, fizik tedavi veya masaja bir benzerliği de yok.

Feldenkrais nasıl farklı?

İnsan ve insan bedenini parça parça irdelemek yerine, bir sistem olarak yaklaşıyor…bir boyun ağrısı göğüş kafesindeki gerginlikler azalmadan sadece yüzeysel olarak giderilebilir. Beden hem fiziksel hem işlevsel olarak birbirine bağlı ilişkilerden oluşuyor. Bu ilişkiler ne kadar destekleyici ve verimli ise, insan o kadar ağrısız ve uyumlu olabiliyor.

Kasları çalıştırmak ve güçlendirmek yerine beyin için anlamlı hareketlerle akıllı kasları geliştiriyor.
İçerden bir zihin-beden eğitimidir, dışarıdan bir müdahale değil.
Öğrenmek zevkli ve dinlendirirci oluyor.
Ağrıya sebep olan hareketleri yapmamak gerekiyor.
Kas-iskelet sistemine hitap ediyor.
Nörolojik etkileri var.
Her yaştaki insanlar katılabilir.

İki çalışma yöntemi var: grup (aktif) ve teke tek (genellikle pasif).

Çeşitlilik: 1000′den fazla grup dersi var. Özel derslerde de hareketler kişiye göre seçilir, kalıba göre yapılmaz.

Derste ne yapacaksınız?

Yumuşak ve zorlayıcı olmayan ama ilginç ve alışılmamamış hareketler yapacaksınız. Uzanarak, ayakta durarak ve oturarak yapılan dersler var.

Dersin sonunda kendinizi nasıl hissedebilirsiniz?

Dersin sonunda kendinizi daha dik (çoğu insanın duruşu düzelir) ve daha hafif – veya daha ağır – hissedebilirsiniz, veya daha uzun boylu, daha rahat, daha diri. Siz karakter, beden yapısı ve hareket alışkanlıklarınız açısından başka kimseye benzemediğiniz için yaşantılar ve izlenimleriniz sizinle aynı dersi yapmış başka birininkilerden çok farklı, hatta birbirinin tersi olabilir.

Dersin sonunda insanların söylediklerinin bazıları:

“Çok rahatladım”
“Dersten önce bu hareketi yapabileceğime inanmazdım.”
“Sürekli omzumu kastığımı fark etmemiştim .”
“Yeni bir şeyi öğrenmek için kendimi zorlamak yerine kendime iyi davranmak çok ilginç bir deneyim oldu.”
“Bedenimin desteğine ihtiyacım olduğunu ve bu yüzden bedenimi daha çok dinlemem gerektiğini öğrendim.”
“Hiç çaba sarfetmeden kendimi dik hissediyorum.”

Neden katılmak isteyebilirsiniz:

Stresten uzaklaşıp kendinize iyi davranma zamanı gelmiş olabilir.
Farkındalığınızı artırmak isteyebilrsiniz.
Sporsuz, hareketsiz bir yaşam tarzı veya yaşlanmanın getirdiği ama doktora gidecek kadar ciddi olmayan ağrılar yaşıyor olabilirsiniz.
Çok fazla oturmaktan sıkılmış olabilirsiniz (kahvaltıda, arabada, işte, televizyon karşısında)
Ağrınız ve hareket probleminiz için doktora başvurmuşsunuz ve her şeyi denemişsiniz ama olumlu bir ilerleme olmamış.
Kendinizle olan ilişkinizi tazelemek isteyebilirsiniz.
Günlük hareketlerde veya spor yaparken kendinizi sıklıkla incitirsiniz veya incitebileceğinizi hissettiğiniz için yapmadığınız hareketler var.
Zaman daha yavaş geçsin istiyor olabilirsiniz.

Kaynak: ozondoktoru.com

Refleksoloji

Bir çok kültürde eski zamanlardan beri uygulanan Refleksoloji, ayaklarda bedenin tüm bölgelerine, organlarına ve sistemlerine karşılık gelen refleks noktaları olduğu ve bu noktaların beden anatomisinin aynası olduğu prensibine dayanan bir sanattır. Özel el ve parmak teknikleriyle bu refleks noktalarına uygulanan baskı, stresin azaltılmasını sağlayarak bedende fizyolojik değişikliklere yol açar.

Refleksoloji’nin temelinde, rahatsızlıkların enerjinin belli bir yerde bloke olmasından kaynaklandığı tezi yatar. Bu ilaçsız terapi, beden fonksiyonlarını normalleştirerek vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmasını harekete geçirir. Normalleşmiş beden fonksiyonları insana rahatlama, kaliteli bir uyku ve toksinlerden arınmış bir beden sağladığı gibi, dolaşım sistemini de güçlendirir; ağrıları dindirir. Refleksoloji tekniğiyle, bütün vücuda masaj yapmadan stresi vücuttan uzaklaştırmak, rahatlamayı ve dinlenmeyi sağlamak mümkündür.

Refleksoloji nedir?
Refleksoloji’yi,“ Ayaklar bedenin aynasıdır” sözüyle özetleyebiliriz. Daha geniş anlamda Refleksoloji, ayaklara uygulanan özel ovma hareketleriyle vucudun belli bölgelerinde bloke olmuş enerjiyi çözerek, bedenin kendi kendisini iyileştirme gücünü harekete geçirmesi olarak tanımlanabilir. Refleksoloji ‘denge’ sağlayan bir terapidir. Refleksoloji Terapisi kişinin kendisini, fiziksel, duygusal ve ruhsal bakımdan iyi hissetmesini sağlar ve kişiye doğal dengesini kazandırır.

Nasıl uygulanır?
Refleksoloji, bedenin tüm bölgelerine, organlarına ve sistemlerine karşılık gelen refleks noktalarının ayaklarda olduğu ve bu noktaların beden anatomisinin aynası olduğu prensibine dayanan bir sanattır. Refleksoloji, özel el ve parmak teknikleriyle bu refleks noktalarına baskı ve ovma yoluyla uygulanır.

Refleksoloji yeni bir terapi midir? Tarihçesi ne kadar eskidir?
Refleksoloji’nin tarihi 5000 yıl öncesine, Mısır Firavunlarına kadar uzanmaktadır. Tarihte Refleksoloji’nin Hindistan’da, Japonya’da, Çin’de ve Amerika’nın yerli Kızılderili medeniyetlerinde bilindiği kaydedilir. Refleksoloji’yi çok sonra, 1900′lü yıllarda, Dr. William Fitzgerald yeniden keşfedecektir. Dr. Fitzgerald Refleksoloji’yi, bir ağrı kesme yöntemi olarak kullanmıştır. Zamanla, Amerika kıtasından dünyanın dört bir köşesine yayılan Refleksoloji, ayaklardaki belli refleks noktalarının bulunmasıyla yavaş yavaş bugünkü şeklini almaya başlamıştır.

Refleksoloji sırasında neler hissederiz?
Refleksoloji, beden fonksiyonlarını normalleştirir. Normalleşmiş beden fonksiyonlarrı insana rahatlama, kaliteli bir uyku ve toksinlerden arınmış bir beden sağladığı gibi, dolaşım sistemini de güçlendirerek ağrıları dindirir. Bunların ötesinde Refleksoloji keyifli, dinlendiren ve ağrı sızı vermeyen bir terapidir. Refleksoloji terapisi sırasında, bazı organ ve sistemlerin harekete geçmesi doğaldır. Bu esnada kişinin kendisini farklı hissetmesi mümkündür. (Sözgelimi, Sindirim refleksine dokunulduğunda karnın guruldaması gibi.)

Refleksoloji ne gibi sıkıntılara iyi gelir?
Refleksoloji, hem (hastalıktan) “koruyucu sağlık” hem de belli sıkıntıların hafifletilmesi açısından uygulanabilir. Refleksoloji aşağıdakiler de dahil pek çok durumda yardımcı olabilir:
Stres, Yorgunluk, Uykusuzluk, Migren, Başağrısı
Kadın hastalıkları, Menopoz, Regl sorunları
Kabızlık, Hazımsızlık, Sırt ağrısı, Romatizma, Siyatik, Eklem iltihaplanmaları, Sinüzit, Astım, Prostat sorunları

Refleksoloji, bilimsel olarak kanıtlanmış mıdır?
Evet. Örneğin, Amerika’da yapılan bilimsel bir araştırmaya göre Refleksoloji’nin, PMS’yi (Regl öncesi gerginliği) % 45 oranında azalttığı kanıtlanmıştır. (Ref. The College of Naturopathie and Complementary Medicine) Ayrıca araştırmalar Refleksoloji’nin hiçbir yan etkisinin olmadığını ve 20 dk.’lık bir Refleksoloji terapisiyle, vücut sirkülasyonunun % 10-15 oranında harekete geçirdiğini tespit etmişlerdir.

Refleksoloji kimlere uygulanmamalıdır?
Refleksoloji, hamileliğin ilk üç ayında tavsiye edilmez ve uygulanmamasına dikkat edilmesi gereken bir terapidir. Bununla birlikte enfeksiyon halinde, ateşlenme durumunda, kanser ve damar tıkanıklığı hastalıkları söz konusu olduğunda kişiye Refleksoloji uygulanmamalıdır.

Refleksoloji’nin teşhis ve tedavide kullanımı nasıldır?
Refleksoloji, tehşis söz konusu olduğunda mükemmeldir. Bir Refleksoloji uzmanı, ayaklarına dokunduğu kişinin sıkıntılarını büyük olasılıkla tehşis edebilir. Tedavi konusuna gelince ise; diğer Doğal Terapiler gibi Refleksoloji de, “koruyucu sağlık” çerçevesinde kendi üzerine düşeni yapar. Diğer Doğal Terapiler’den farklı olarak Refleksoloji, vücudun kendi iyileştirme mekanizmasını harekete geçirir.

Refleksoloji ne kadar sıklıkla uygulanır?
Refleksoloji, kişinin öngörüşmede belirlenen ihtiyacına göre haftada 1 seans (1 saat 15 dk.) uygulanması önerilir. Refleksoloji, yalnızca yukarıda değinilen sıkıntılarda değil, aynı zamanda kişinin kendi doğal dengesini kazanması için de oldukça etkilidir.

Kaynak: ozondoktoru.com

ALEXANDER TEKNİĞİ İLE TEDAVİ

Duruş eğitimi olarak tarif edilse de bu basit kavramın ötesinde vücudun ve zihnin uyum içinde olmasının sağlandığı bir teknik olarak görülmelidir. Alexander tekniği hastaya, vücudunu öğrenilmiş, sonradan eklenmiş hareketlerden kurtarıp, kendi temel, doğal duruşu ve hareket biçimlerini kazanmayı öğretir.

Tekniğe kendi ismini veren F. Matthias Alexander , 1869 yılında Tasmanya’da doğdu. Şiir ve şarkılar söyleyen Alexander, sesini yavaş yavaş yitirmeye başlayınca bunun nedenlerini araştırdı. Ayna önünde şiir okurken kendini incelediğinde vücudunu yanlış kullandığının farkına vardı. Her söyleyişe başlarken kafasını geriye itip boğazını kalınlaştırdığını gözlemledi. Bu garip duruş biçimi kendisine normal görünse de, düzeltmenin iyi olacağına kanaat getirdi ve böylece bu garip hareketleri yapmayıp, gerilim yaratmadan konuşabilinceye kadar egzersiz yaptı. Sonunda sesi düzeldi ve bundan sonra sesini konuşurken hiç kaybetmedi.

Alexander, nefes alma ve daha düzgün durma alıştırmaları yapmaya devam etti. Bunun sonucunda kendini daha sağlıklı hissetti ve kendine olan güveninin arttığını gördü. Daha sonra başkalarına da değerli bulgularını öğretti ve onları bu konuda cesaretlendirdi, alınan sonuçlar çok iyiydi. Bundan sonra kendini ve diğer insanları gözlemleyerek, insanları en azından faydalı olmayan, günlük hayatta alışık oldukları hareketlerden kurtulmaya ve onları garip, doğal olmayan duruş ve hareketleri bırakmaya cesaretlendirici bir sistem yarattı. Avustralya ve Yeni Zelanda’da on yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 1904 yılında Londra’ya gitti. Çalışmaları ve fikirleri yavaş yavaş tanınmaya başladı. Daha sonra New York’ta 1943′e kadar çalıştı. Küçük kardeşi A.R.Alexander’ı metotlarını geliştirmesi için ABD’de bıraktı. “Kendini Kullanma” adlı kitabını 1932′de yayınladı ve o tarihten itibaren de öğretileri Batı dünyasında hızla yayıldı. 1955′te öldüğünde 87 yaşındaydı. Arkasında kendi çalışmalarını devam ettirecek az sayıda öğretmen bırakmıştı. Günümüzde dünyanın her yanında okulları mevcuttur ama bunların en önemlileri Londra’da bulunmaktadır. İsrail, Zürih, Londra, San Francisco, Chicago’da da önemli okulları vardır.

Nasıl Uygulanır?

Doğru oturuş şekli
Diğer alternatif tıp terapilerine benzemeyen Alexander tekniği yalnızca birinin diğerine birşeyler yaptığı bir tedavi değildir. Daha çok, bir uzmanın denetlediği ve cesaretlendirdiği bir kendi kendini eğitme sürecidir. Alexander tekniği hastaya, vücudunu öğrenilmiş, sonradan eklenmiş hareketlerden kurtarıp kendi temel, doğal duruşu ve hareket biçimlerini kazanmayı öğretir.

Olgunluk yaşına eriştiğimizde bir çoğumuz zihni ve fiziki gerilim yaratan zararlı duruş alışkanlıkları kazanmış oluruz. Alexander prensibi kendini organize etmenin yeni bir yoludur ve ciddiye alınması gerekir. Bütün diğer faydalı terapilerde olduğu gibi ilk önce bir tür teşhis yapılması gerekir. Alexander öğretmenleri – ki, onların büyük bir çoğunluğu tıp doktoru değildir- kişideki hatalı duruş alışkanlıklarını ortaya çıkartırlar. Öğretmenlerinin kullandığı metotlar kişilere, günlük hayatın normal hareketlerinden sonra en uygun duruş haline gerilimsiz olarak dönebilmeleri için yardım etmektedir.

Her şeyden öte, hepimiz bazı şeyler yüzünden gergin duruyoruz, bir çoğumuz ofis masalarında eğik oturuyor, direksiyon başında kamburlaşıyor ve televizyon karşısında uygunsuz pozisyonlarda uyuyoruz. Bu gibi yanlış hareketler Alexander tekniğini bilmeyenlerde iyice alışkanlık yaratıyor ve de fiziksel hastalıklara yol açıyor.

Yanlış oturuş şekli
Gerçekten stresli yaşam koşullarımıza ek olarak bir çok kişi yürürken, otururken ve dururken tembellik yapmakta ve bunun sonucunda da yıllar geçtikçe vücutları, bezgin oturuşlarını, çökmüş omuz başlarını, çökmüş sırtlarını ve düşen başlarını düzelteyim derken dengesizleştirmektedir. Bu bezgince eğri oturuş göğüs kafesinin genişleme kapasitesini etkilemekte, bu da solunumu zorlaştırmaktadır.

Ne için kullanılır?
Alexander tekniği vücuda duruş dengesini yeniden kazandırmayı amaçladığından özellikle aktörler, müzisyenler ve danscılar gibi eğitimden büyük oranda faydalananlar için çok değerlidir. Bununla beraber, kişinin kendini iyi hisettemesini sağladığı ve kimi zaman da sağlığı yerinde olmayanları iyileştirdiği için bir alternatif tedavi türü olarak gittikçe daha popüler olmaktadır. Önemle üzerinde durulması gereken odur ki, her ne kadar bazı doktorlar bilinen tedavi yöntemlerine ek olarak kullanıyorlarsa da, Alexander tekniği ilk elde belli hastalıkları iyileştirmenin bir yolu değildir.

Alexander tekniği özel duruş problemleri, soluma güçlükleri ve konuşma bozuklukları olan kişilerde etkin olmaktadır. Alexander’in kendisi de metodunun, hiçbir zaman tıbbî bir tedavi yöntemi olduğunu ima etmemiş, bir tür kendi kendine yardım metodu oluğunu belirtmiştir.

Kaynak: Alternatif Tıp El Kitabı
Andrew Stanway
İnsan Yayınları, İstanbul, 1990

Işık Terapisi

LIGHTCABIN–IŞIK TERAPİSİ
Lightcabin ile ışık terapisi, tüm bedenin ruhsal zihinsel fiziksel olarak yenilenmesini sağlar.
Evren bir ışık denizidir… Işığın dünyada bizimle buluşması ise ışığın prizmatik olarak kırılması ile oluşan renklerle sağlanır.

Her renk bize başka bir dalgaboyunun frekansını taşır.
Bedenimizde ise her hücre, varolan manyetik alanla enerji ve ışık üretir. Bu oluşan ışık birimi vücut için gerekli bilgiyi, etkileşimi tüm bedene taşır.Ancak yaşamdaki dış ve iç negatif etkiler, hücre içindeki enerjitik ışık dalga boylarını bozar. Hastalıklar, depresyon, uykusuzluk, stres doğal olarak hayatımıza girer.

Her renk farklı bir dalga boyu yayar. Kişinin ihtiyacı olan rengin belirlenmesiyle her bir hücre düzeyinde renk enerji dalgaları, lightcabin vasıtasıyla 20 dakika boyunca bedene yüklenir. İlk seanstan itibaren bedenin bozulmuş enerjisi tekrar dengelenir. Sakinlik huzur hali ile bedende yenilenme süreci başlar.

Kanser, ms, astım,kalp ve damar, migren,obezite, egzama vb deri hastalıkları ya da oluşmaya hazırlanan sorunların hızla kaybolmasına ve iyileşmesine yardımcı olur.

•Bedende birikmiş toksinler atılır.
•Bozulmuş enerji dengesi düzelir
•Dolaşım sistemi harekete geçer.
•Bağışıklık sistemi kuvvetlenir.
•Hücre içi rejenerasyon (yenilenme) başlar.
•Enerjik, mutlu, huzurlu bir ruh hali oluşur.
•Vücuttaki fazla yağ ve su atılır.
•Bağ dokusu kuvvetlenir.
•İdrar söktürür.
•Metabolizmayı hızlandırır.
•Yaşlanma yavaşlar, cilt yenilenir
•Tokluk hissi oluşur.
•Ağrılarda azalma olur.
•Uykusuzluk ortadan kalkar
•Kaliteli bir yaşam başlar.

IŞIK VE RENKLER

Renk nedir? Renk ışığın yansımasıdır.
Peki ışık nedir? Bir tür elektromanyetik enerjidir.

Güneşin değişik dalga boylarında ürettiği bu enerji cisimlerden yansır ve ışığı oluşturur.
Elektromanyetik dalgaların sadece küçük bir parçası olan ışığın dalga boyu 400 ile 800 nanometre arasındadır. Beyaz ışığın değişik dalga boylarına dönüşüp kırılması ile çeşitli renkler ortaya çıkar. Her rengin kendine ait yansıma özelliği vardır. Güneş ışığının prizmatik yansıması ile ortaya çıkan gök kuşağı renklerinin birbiri ile birleşmesi ile renklerin tonları oluşur.
Işık yatağı sakinleştiriyor.

Her rengin bir frekansı ve bir titreşimi var, dolayısıyla bütün sistemimizi etkileyecek kadar güçlü bir formasyona sahipler. Eskiden Tibetliler güneşin önüne renkler koyup onların kırılganlığıyla tedaviler yaparlardı. Daha sonra Ruslar bu işe ilgi gösterip bunu bir terapi haline getirdiler.

Seanslar ne kadar sürüyor?
10 – 12 seans yapılıyor. Işık terapisi uygulamaları sırasında diğer doğal terapi yöntemlerini de (bioenerji, reiki, bitkiler vb.) kullanabiliyoruz.

Özellikle hangi renk rahatlatıyor?
Mavi, yeşil ve mor çok rahatlatıcı renkler. Oysa kırmızı çok güçlü bir renktir. Bu nedenle bazı durumlarda kırmızı rengin kişiye faydası değil de zararı olabilir. Çok agresif durumda olan bir insana kırmızı filtreli gözlüğü takarsanız durumu daha da kötüleşebilir ve saldırganlık görülebilir.

RENKLERİN ANLAMLARI

KIRMIZI
Canlı ve cıvıl cıvıl bir ruh halinin rengi. Kırmızı yoğun bir enerji yayıyor etrafa çünkü. Bu enerji nedeniyle, insanların fiziksel anlamda aktivitesi artıyor. Yalnız, bazı renklerin temsil ettiği, olumsuz bazı özellikler de bulunabiliyor. Kırmızı aynı zamanda böyle bir renk. İntikamı, kini de temsil ediyor örneğin! Akıl almaz bir cesarete ve seksi duygulara da etki edebiliyor. Terapistler, kırmızının etkisine, bu nedenle dikkat ediyorlar. Çünkü aşırı kullanıldığı zamanlarda, birtakım duygusal dengesizliklere de neden olabiliyor. Kan dolaşımını artırma etkisi olduğunda dolayı, metabolizma sorunu yaşayanlar için uygun bir renk.

Kırmızının etkisi: İş yerinde ya da ev içinde kabul edilmesini istediğiniz önerilerinizi sunacağınız gün, üzerinizde mutlaka kırmızı renge yer verin. Bu renk size dinamizm de kazandıracaktır.
Kırmızının olumlu özellikleri:
Kırmızı renk yeni bir başlangıç ve yaşamı farklı kılma isteği uyandıran bir renktir.
Kırmızı yoğun bir enerjiye sahip olup, canlandırıcı bir renktir.
Sahip olduğu özelliklerden dolayı alt bölümlerdeki şakraları harekete geçirerek fizikselliği aktive eder.
Bu renk kare şekliyle temsil edilir. Bu şeklin düz kenarları sağlamlık ve katılığı temsil eder.
Güven , ifade gücünde kuvvet, hayata bağlılık, aktif hayatı sevme, ihtiras, teşvik , cinsel istek, motivasyon rengin en belirgin özellikleridir.
Sıcaklık, fiziksel güç ve azim en temel özelliklerindendir.
Hoşgörü ve dostluk duyguları da bu rengin başka bir yönüdür.

Kırmızının olumsuz özellikleri:

Kırmızının duygusal düzensizliklere, depresyonlara yol açabilir.
Kabalık, umursamazlık ve bütün bunlara bağlı olarak, inatçı olma hali oluşur.
Çok yoğun bir enerjiye sahip bir renk olduğu için kişilerde saldırganlığa ve kızgınlığa yol açabilir.

Kırmızının Fiziksel etkileri:

Kırmızı kan hücrelerinin oluşması için, kandaki hemoglobin üretimini artırır.
Kan dolaşımını hızlandırır ve adrenalin miktarı yükseltir.
Kırmızı renk basıncını ve vücut ısısını artırır.
Sinir sistemini harekete geçirir.

Özellikle felçli hastalarda kullanılan kırmızı renk bu özelliklerinden dolayıdır.
Anemi, nezle ve zatürreenin azaltılmasında kırmızı renk kullanılır.
Depresyon rahatsızlıklarından melankoli halinin ve üzüntülü olma durumunun ortadan kaldırılarak vücuda getirmesine neden olur.

Kırmızının tamamlayıcı rengi: Turuncu.

TURUNCU
Turuncu hem bilgeliği hem de dinselliği simgeler Neşenin ve bilgeliğin sembolü olduğu kadar, sosyalleşme duygularına da etki eden bir renk. Yalnız, onu da aşırı kullanmayın sakın. Çünkü sinir sistemini olumsuz etkileyebiliyor turuncu. Uzmanlar onu genellikle yeşil ve mavinin tonlarıyla birlikte kullanmayı tavsiye diyor. Sindirim sistemi hastalıklarında kullanılan turuncunun, ruhsal açıdan da iyileşme yaratan bir özelliği var.

Turuncunun etkisi: Kendinizi yetersiz hissettiğiniz anlarda, turuncu bir giysi işe yarar. Turuncunun güven eksikliğinde motivasyon kazandıran bir özelliği var.

Turuncunun olumlu özellikleri:
Kırmızı rengi gibi heyecan verici ve dışa dönük, neşenin ve bilgeliğin rengidir.
Fakat kırmızı rengine göre daha yapıcıdır.
Baklava şekli ile temsil edilir. Şekli oluşturan çizgiler diyagonaldir ve uysallığı temsil eder.
Turuncu renk dalak şakrasının rengidir.
Sağlık, yaratıcılık, canlılık, güven, cesaret, devamlılık ve heyecan duyguları bu rengin özelliklerindendir.
Sosyalleşme duyguları, turuncu ile faaliyete geçer.
Dış görünüşü canlı esprili neşe ve coşkulu bir görüntü sergilemesine neden olan turuncu yapıcı bir renktir.
Duygusal açıdan cesur, kendine güvenen ve insanlarla zorlanmadan diyalog kurabilen mutluluk verici bir renktir.

Turuncunun olumsuz özellikleri:

Turuncu rengi çekingen, ürkek ve sıkılganlık duygularını pekiştirir.
Ezici ve üstün isteğini tetikleyerek yıkıcı ve gösterişli bir hal almaya neden olur.
Cansızlık, melankoli ve üzüntü hissi verir.
Bu duyguların ileri safhaları ise, ümitlerin yitirilmesi ve yıkıcılığa yol açabilir.

Turuncunun Fiziksel etkileri:

Turuncu Renk dolaşım sistemini, Zihinsel faaliyetleri , sinir ve solunum sistemini harekete geçirir.
Ayrıca vücuda enerji vererek , dolaşım ve metabolizma süreçlerini hızlandırır.
Turuncu , kalsiyum rengidir ve çocuğunu anne sütü ile besleyen annelere ve hamile bayanlara tavsiye edilmektedir.

Sağlıklı saç, tırnak, kemik, ve dişler bu rengin ürünüdür.
Dalak ve böbrek rahatsızlıklarında tedavi amacıyla turuncu rengi kullanmak faydalı olur.
Bu renk, dengeli bir kalp atışı sağlar ve karaciğere çok yaralıdır.
Bu özelliği ile alkoliklerin kullanılır.
Ritmik ve derin bir solunum sağladığı için, bronşit hastalıklarında tavsiye edilir.
Turuncunun açık tonları , eklem iltihabı ve romatizmal hastalıkların tedavisinde de kullanılmaktadır.

Turuncunun tamamlayıcı rengi: Mavi

SARI
Sarı rengin, insandaki iyimserlik ve kendine güven duygularını artırdığını söylüyor uzmanlar. Moral bozukluğuna da sarı iyi geliyor. Sindirim, mide, bağırsak ve mesane rahatsızlıklarının tedavisinde, terapistler sarıyı devreye sokuyor. Gergin bir ortama giriyorsanız, sarı rengi tercih edin. Huzur ve barışa yol açar. Daha çok iletişim sektöründe çalışan için önemli (ve dönem dönem tercih edilmesi gereken) bir renk.

Sarının etkisi: Bu rengin zihinsel anlamda olumlu etki var. Örneğin; özel bir proje üzerinde çalışırken, sarı bir giysi tercih edebilirsiniz. İyimserliğe ihtiyacınız olduğunda ve güven duygularınızın kötü olduğu bir günde de sarı iyi gelir.

Sarının olumlu özellikleri:

Sarı renk kozmik güç ve entelektüelliği temsil eder ve bilgeliğin rengidir.
Sarı renk üçgen şekli ile sembol edilir. Üçgenin tabanın oluşturan düz çizgi sarsılmaz ve sağlam bir temeli temsil eder. Tepede birleşen iki kenar çizgi ise dikkati ve bilgeliği anlatır.
Üçgen şekli mutluluk ve ilham verir. İnsanlara umut duygusunu aşılar. Parlak, neşeli ve sevecen bir havası vardır.
Sarı renk açık görüşlülüğü ve ilhamı simgeler.
Kişilerin moral çöküntüsünü ortadan kaldırabileceği gibi, yeni bir yaşama sevinci ve gücüde aşılayabilir.
Sarının yardımı ile insandaki iyimserlik ve kendine güven duyguları artar.
Sarının olumsuz özellikleri:
Sarı, yıkıcılığa yol açabilir. Aldatma, ikiyüzlülük ve kindarlık duygularını tetikleyebilir.
Derin bir karamsarlığa ve zihinsel depresyona sebep olabilecek özellikleri de bünyesinde barındırır.
Sarının fiziksel etkileri:
Sinir ve kas sisteminin güçlenmesine yol açar.
Dolaşım sistemini ayarlayarak kalbin daha iyi çalışmasına neden olur.
Karaciğer ve safra kesesinin çalışması gibi bazı vücut fonksiyonlarının devamlılığına yardım eder.
Mide sularının salgılanmasının yönlendirir ve
Düzenli bağırsak hareketleri yaratarak, kabızlığı ve hazımsızlığı önler.
Ayrıca doku ve kemik iltihaplanmasına karşı kullanılır.
Romatizmal ve gut hastalığına tavsiye edilir.

Sarının tamamlayıcı rengi: Mor

YEŞİL

Sinirlerim çok bozuktu, gittim, yemyeşil bir ortamda kendime geldim!’ Bunu çoğumuz söylemişizdir. Renk uzmanları, bazı insanların doğaya olan tutkusunu, yeşilin sakinleştirici özelliğine bağlıyorlar. Yeşil renk, sinir sistemini dengeliyor, bedenin ritmik düzenini koruyucu etkisi var. Ayrıca dostluk ve ümidi simgeliyor. Kalp rahatsızlıklarında, tansiyon yüksekliğinde ve yorgunlukta yeşil sakinleştiriyor.
Yeşilin etkisi: Duygularınızı belirtmek itiyorsanız, yeşil sizin için birebir renktir. İş yerinizde kıskanç insanlar fazlaysa, yeşil yine imdada yetişir.

Yeşilin olumlu özellikleri:

Yeşil renk dünya üzerinde en fazla bulunan renklerden biri olup, paylaşmanın uyumun cömertliğin ve işbirliğinin rengidir.

Denge uyum ve korumanın sembolü olan daire ile gösterilmiştir. Keskin kenarları olmayan pürüzsüz ve yuvarlak bir şekildir. Daire şekli ile, güvenlik ve özgürlük duygusu ifade edilmektedir. Şekil her açıdan aynı göründüğü için, devamlılığı ve tarafsızlığı çağrıştırır.

Yeşil renk sakinleştirici bir özellik taşıdığı için enerjiyi dengeleyerek şefkat duygularımızı artırır.
Paylaşmanın, uyumun , cömertliğin ve işbirliğinin sembolüdür.

Sinirlerin yatışmasını sağlar.
Aklın ve bilincin rengidir.
İnsana güven ve huzur hissi verir.
Doğru karar alınması için uygun bir ortam yaratır.
Özgürlük uyum ve denge, yeşilin doğal enerjisine dayanır.
Yeşil hayatın yenilenmesini ve evrimini anlatan bir renktir.
Yeşilin olumsuz özellikleri:
Umursamazlık ve güvensizlik, aşırı çekingenlik ve şüphe olumsuz özellikleridir.
Bu duygulara bağlı olarak, kıskançlık, bencillik ve peşin hüküm verme alışkanlığı ortaya çıkar.
Tembellik ve dejenerasyonda olumsuz özellikleridir. Fazla kullanıldığında yorgunluk ve temellik yapar.

Yeşilin fiziksel etkileri:

Yeşil sinir sistemi ve hücre onarımı için çok yararlı bir renktir.
Kalp ve diğer vücut fonksiyonlarıyla ilgilidir.
Kanın akışkanlığını ve hücre yapısının güçlenmesini sağlar.
Ayrıca kas, deri ve doku oluşumlarına katkıda bulunur.
Toksit maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasına yardımcı olur.
Kan basıncını düşürerek, yüksek tansiyonu önler.
Hücre yapısı üzerinde de etkilidir ve kist oluşumlarının engellenmesinde katkıda bulunur.
Ayrıca kronik bronşit ve astım gibi göğüs hastalıklarına iyi gelir.
Nezle, baş ağrısı ve karaciğer iltihaplanması gibi hastalıklarda da yeşil rengin etkisi vardır.
Bu renk dengeleyici bir özellik taşıdığı için, korku ve şok hallerinin kontrol altına alınmasını sağlar.
Kapalı yerlerde de kalmaktan korkanlara da korkularını yenmede yeşil renk kullanılır.

Yeşil renginin tamamlayıcı rengi: Macenta

TURKUAZ

Turkuazın olumlu özellikleri:
Turkuaz rengi açık fikirli, yardımsever ve gururlu kişilerin rengi olup, en üst düzeydeki bir değişimin ve dönüşümün sembolüdür.
Turkuazın şekli ters üçgendir. Ters üçgen yukarıdan gelen enerjinin aşağıda odaklandığını gösterir. Ters olduğu için yukarıda yer alan taban çizgisi, ruhsal yapının sağlamlığını temsil eder. Şeklin kenar çizgilerinin aşağıya inmesi tamamlayıcı rengi kırmızıyı çağrıştırmaktadır.
Zihinsel faaliyetler arasındaki değişimin yaşanması en belirgin özelliklerindendir.
Turkuazın insanlar üzerinde istikrar sağlayan, dikkat ve konsantrasyonu toplamaya yarayan özelliği sayesinde kişiler çevreye kendilerini kolayca ifade edebilirler.
Açık fikirli, yardımsever ve gururlu insanların rengi olup, üst düzeyde bir gelişim ve değişimi simgeler.
Bu renk geçmişten ders çıkarabilen ve gündelik, sıradan olaylara yeni bir bakışla bakabilen insanlar tarafından da benimsenir.

Turkuazın fiziksel etkileri:

Son derece dinlendirici ve soğuk bir renktir.
Baş ağrısı, alerji, tahriş, kesik ve yanık gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanılır.
Turkuaz deri hastalıklarına da iyi gelir.
Akne, egzama tedavisinde kullanılır.
Stresi azaltan bir renktir.
Vücuttaki toksit maddelerin atılmasını sağlar
Vücudun bağışıklık sistemine katkıda bulunur.
Zaralı bakterilerin vücuda girişini engeller.
Kalın bağırsak iltihabı(kolit), ve dizanteri gibi ateşli hastalıklar üzerinde etkisi vardır.
Burun yollarını açar ve zihinsel yorgunluğu alır.
Organizmanın tüm sistemini yeniler.
Bu renk AİDS vakalarına , özellikle hastalığın ilk dönemlerinde en faydalı olan renktir.

Turkuazın tamamlayıcı rengi: Kırmızı

MAVİ

Mavinin mutluluğun rengi olduğunu biliyormusunuz? O da bu yılın moda renklerinden biri. Bazı insanların mavi giydiğinde, yüzünden yayılan ‘ışıltı’ya dikkat edin. En bunalımlı anlarda, ‘mavi’ bir denizi seyretme isteği kimde yok ki! Mavi, insanın enerjisini dengeleyen bir özelliğe sahip. Bu rengin faydası bunlarla sınırlı değil ama. Sanatsal duyguları da harekete geçiriyor. Sanatçılara ilham gelmesine de yardımcı oluyor. Solunum yollarına da olumlu etki ediyor mavi. Bu rengin, yüksek tansiyon sorunu yaşayanlarda olumlu etki yarattığı söyleniyor. Mavi tansiyonu düşürüyor.
Mavinin etkisi: Stresli bir ortamda çalışıyorsanız, maviden vazgeçmeyin. İnsanları mutlu etmek istediğinizde de mavi çok etkili.

Mavinin olumlu özellikleri:

Mavinin enerji sistemimizi serinletici ve dinlendirici özelliği vardır.
Vücut enerjilerini dengeler.
Bu renk heksagram şekliyle anılır.
Şekil dört tanesi diyagonal olmak üzere toplam altı kenardan oluşur.
Bu kenarların ikisi yukarıda ikisi aşağıda kesişerek zirve oluştururlar.
Sivri uç yukarıya bakan zirve, ruhsal bilgeliği, aşağı bakan ise mavinin tamamlayıcı rengi olan turuncunun fiziksel enerjisini temsil eder.
Bu iki zirveyi birleştiren ve ortada sütun görevi gören diğer iki düz çizgi ise doğruluğu ve ruhsal kuvveti temsil eder.
Heksagram şekli düzeni , gelişmeyi, derinliği ve sakinliği sembolize eder.
Mavi renk derin ruh dünyasını ve tutkuları ifade eder.
Bu rengin durgun görüntüsü beraberinde barışı , sevgiyi , şifayı getirir.
Güzelliği ve sessiz görüntüsü insanlarda takdir toplayan vasıfları vardır.
Varoluşun nedenlerini araştıran derin bir iç yapıya sahip olan kişilerin rengi olan mavi insanlarının başka boyutlarla bağlantılı olduğu da söylenebilir.

Mavinin olumsuz özellikleri:

Sürekli bir arayış içerisindedir.
Şüphe, güvensizlik ve yetenek eksikliği bu rengin olumsuz özellikleridir.
Gerçek dışı özelliklere sahip olan bir renktir ve insanları gerçekleşmesi imkansız hayallere iter.
Bu yönüyle de kendine öz güveni olamayan, aşırı duygulu karakterler yaratır.
Mavi renk insanı tembelliğe ve tekdüzeliğe alıştırabilecek özellikler taşır.
Kendini ifadede zorlanmaya, hayatınızla ilgili düşüncelere üretmemeye ve olaylara kendini motive etmemeye iter.

Mavinin fiziksel etkileri:

Mavinin sakinleştirici ve dinlendirici etkisi nedeni ile yüksek nabız, hipertansiyon ve ateşli hastalıklarda, tedavi amacı ile kullanılır.
Güneş çarpması ve güneş yanığı gibi hallerde vücut ısısını etkili bir şekilde düşürür.
Stres, baş ağrısı ve ses kısıklığı , gırtlak iltihabı gibi solunum yolu hastalıklarında etkili olur.
Adet kanamasında sorunu olanlar, iç çamaşırlarında bu rengi kullanabilirler.
Ayrıca gece boyunca yanacak mavi ışıklı lamba kanama hızını ve sancısını azaltabilir.
Migren, menenjit, kalın bağırsak iltihabı, dizanteri, uykusuzluk ve ishalde de iyi gelen bir renktir.
Bazı çocuk hastalıklarında etkilidir.
Diş çıkarma, boğaz ve bademcik ağrıları, kızamık, boğmaca, öksürük, suçiçeği ve hıçkırık tutulması gibi.
Ayrıca miyop ve katarakt gibi göz hastalıklarında mavinin enerjisinden yaralanılır.

Mavinin tamamlayıcı rengi: Turuncu

MOR

Mor söz konusu olduğunda ilk olarak ‘denge’den söz ediliyor. ‘Dengem yerinde değil’ şeklinde bir yorum yaptığınız zamanlarda, mor bir fulara elinizin gittiğinin farkında bile olmazsınız belki. Oysa bu renk denge için birebir. Ruhsal ve fiziksel anlamda, enerji dengesizliği söz konusu olduğunda, mor devreye sokuluyor. Sağlıklı bir denge yaratmasının ötesinde, eklem iltihabı sorunları yaşayanlar için de, morun iyileştirici özelliği bulunuyor.

Morun etkisi: Ev içinde sorunlar varsa mor olumlu bir hava yaratıyor. Kin, nefret gibi duygulara karşı etkili

Morun olumlu özellikleri:

Mor itibarı, asilliği ve kendine güveni temsil eder.
Ters pentagram şekliyle gösterilmiştir.
Mor ve pentagram şekli maddi ve manevi olguları kullanarak, bir bütün oluşturmanın temsilcisidirler.

Şekli oluşturan çizgilerin sadece bir tanesi yataydır ve yukarıda yer alır. Bu çizgi, ruhsal ve fiziksel açıdan sağlamlık ve kuvvet demektir.
Bu rengin kişileri daima ileriye yönelik planlarla meşguldürler.
Bilinmeyen boyutlardan ilham alırlar.
En belirgin özelliği özgün ve tek vücut oluşudur.
Ruhsal enerji ve sezgi birleşerek kader denilen sürecin içsel enerjisini oluşturur.
Sanatçı kişilik, düşünce gücü mor renk ile bağlantılıdır.
Sakinleştirici ve dinlendirici gücü, alçak gönüllülük ile tam bir bütünlük oluşturur.

Morun olumsuz özellikleri:

Unutkanlık ve sabırsızlık başlıca özellikleridir.
Bu rengin yanlış kullanılması sonucu , saygısız ve münakaşa meraklısı bir karakter ortaya çıkar.
Bu renk bireyin karakter yapısının zarar görüp, kişiliğin çözülmesine neden olur.
Kişilerin fazla gurura kapılıp, kendine güvenmeyen ve toplum tarafından da benimsenmeyen kişiler olmasına neden olabilir.
Kişiler kendilerini başkalarından aşağı görüp depresif davranışlar sergileyebilirler.
Aynı zamanda birtakım fobi ve korkulara neden olabileceği gibi kişilerin kendileri hakkında şüpheler düşmesine neden olabilir.

Morun fiziksel etkileri:

Mor renk beynin orta yerindeki bezlere etki ettiğinden vücuttaki tüm salgı bezleriyle ilişkilidir. Hormonal etkileri düzenler.
Menenjit beyin sarsıntısı, sara gibi zihin ve sinir sistemi hastalıklarında tedavi amacıyla kullanılır. Ayrıca göz ve kulak rahatsızlıklarına da iyi gelir.
Morun kanı temizleyici bir özelliği vardır ve akyuvar yapımında rol oynar.
Sodyum ve potasyum dengesini, akciğerlerin, karaciğerlerin ve böbreklerin sağlığı da bu renkle ilintilidir.
Siyatik ve bunun gibi hastalıklar mor rengin enerjisi ile tedavi edilebilir.

Morun tamamlayıcı rengi: Sarı

MACENTA

Macentanın olumlu özellikleri:

İdealizmi ifade eden bu renk ruhsal özellikler taşıdığı gibi maddidir.
Bu rengin şekli düz pentagramdır.
Sivri ucu, bir başka deyişle başı yukarı bakan bu şekil kozmosun derin ve ruhsal boyutlarıyla bağlantılı olma durumunu temsil eder.

Zemini oluşturan yatay çizgi ise durağanlığı ve buna bağlı olarak da sağlamlığı artırır. Ortada yer alan dik çizgi ise, eğilmezlik ve bükülmezlik anlamını alırlar.
Pentagram bütünlüğü, birliği ve evrensel uyumu sembolize eder.
Saygı, şükran ve sadakat kavramlarıyla anlatılır.
Enerjisi ile birlikte, anlayışı ve olgunluğu getirir.
Renk çarkında yer alan renklerin sonuncusudur. İnsanlar arasında hiçbir ayırım gözetmeyen bir yöneticilik anlayışı gösterir.
Yumuşak, sıcak ve koruyucu bir renktir.
İfade ettiği en yüksek değer ruhsallıktır.

Bu rengin kişileri evresindekilere daima iyi niyet beslerler. Hayatın hep iyi yönlerini görecek kadar da bilgeliğe sahiptirler.

Macentanın olumsuz özellikleri:

Kişilerde diğer insanlara karşı üstünlük kurma isteği yaratabilir. Buda anlamsız bir gurura ve toplumdan soyutlanmaya yarar.
Macentanın olumsuz etkileri, bazen de egemenlik duygusu gelişir.

Bu olumsuz özelliklere maruz kalan kişiler kendi ihtiyaçlarını anlayıp, gideremez ve kendisine güven konusunda bir eksiklik duyar.
İnsanın kendisine saygı duyması bu rengin fazla kullanımı sonucunda ortaya çıkan bir diğer özellikleridir.

Bazen de kendinizi insanların ve olayların kontrolü altında hissedersiniz.
Böyle bir ortamda hatalarını göremez ve olayları istediğiniz şekilde yönlendirmeyerek, kendinizi hayatın akışına bırakırsınız.

Macentanın fiziksel etkileri:

Beyne giden kanı artırır ve sinir sistemini dengede tutar.
Baş ağrısını, yüksek tansiyonu ve kronik sinir bozukluklarını kontrol altına alır.
Çalışırken normalden bir fazla bir çaba sarf ediyorsanız macenta veya pembe rengini kullanabilirsiniz.

Dinlenme amaçlı bir tatil veya masaj bu rengin enerjisinden faydalanmamızı sağlar.
Hafıza kaybı, mide ekşimesi, kalp çarpıntısı ve koma hallerinde tedavide kullanılır.
Yumuşak , dinlendirici ve koruyucudur. Solunum sistemini, adrenalin salgısını ve böbreklerin çalışmasını ayarlar.

Saldırgan ve sert davranış gösterenlere sakinleştirici etkisi vardır.

Macentanın tamamlayıcı rengi: Yeşil

PEMBE

Pembenin olumlu özellikleri

Saf koşulsuz sevgi ve aşkın rengidir.
Hiçbir karşılık beklemeksizin insanlara iyilik ve sevgi duygusunu çağrıştırır.
Yumuşaklık ve duygusallığın açığa çıkmasını sağlar.
Rahatlık ve sakinlik duygusu verir.
İçsel temizlenmeyi sağlar.
Huzur ve güven duygusunu açığa çıkartır.
Pembenin olumsuz özellikleri
Aşırı kullanımlarda kıskançlık, benlik duygusu, kendini üstün görme.
Bencillik duygusu ortaya çıkar.
Pembenin fiziksel etkileri
Yaraların ve tümörlerin iyileşmesinde etkilidir.

Başağrısı, tüm vücut ağrıları, sinir sistemi bozuklukları, üst solunum yolu enfeksiyonları, böbrek ağrılarında kullanılır.

Pembenin tamamlayıcı rengi : Beyaz

KAVRERENGİ

Kahverenginin olumlu özellikleri:
Kahverengi toprağı ve bağlılığı temsil eder. Kendine güvenme ve emniyet hissi veren bu renk yoğun bir enerji taşır.
Kahverengi çok yoğun bir renk olduğu için onun açık turuncu, açık yada koyu yeşil ve turkuaz ile kullanmalıyız.

Aksi taktirde sıkıcı bir renk olabilir.

Kültür ve sanatın rengidir.
Eğitim ve öğretimde sık kullanılır.
Ekonomik ve istikrarlı bir yaşamı da çağrıştıran kahverengi en sık kullanılan renklerdendir.
Kahverenginin olumsuz özellikleri:

Aşırı kahverengi kullanıldığında mutsuzluk, hayal kırıklığı ve aradığını bulamama gibi duygular yaşanır.

Ayrıca Kahverengi tutuculuğu da simgeler ve bu rengin çok kullanımı hayatı algılama zorluğunu da beraberinde getirmektedir.

SİYAH

Siyahın olumlu özellikleri:
Bu renk muhalif duyguların rengidir. Siyah renginin ışığı absorbe edici (emici) bir özelliği vardır.
Bu özelliği nedeniyle küçük ve zayıf gösterir. Bundan dolayı da bir çok kişinin tercih ettiği renktir.
Siyah çok yoğun ve ağır enerjiler taşır. Bu nedenle de kullanılması ağır bir renktir.
Bu rengin az miktarda kullanılması uygun olup, diğer renkler ile birlikte kullanılması uygun olacaktır.

Bu rengi kullananlar ciddi, lider vasfı olup, üstünlük kurma eğiliminde olan insanlar tarafından sık kullanılır. Ayrıca Ego, benlik ve hakimiyet duygularını pekiştirir.
Siyah, gücü ve tutkuyu temsil eder, hırsın da bir ifadesidir.

Bizde ve batıda siyah, matemi simgelerken ,Japonya’da mutluluğun simgesidir.
Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır.

Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein, konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girer ve öyle düşünürmüş.

BEYAZ

Beyazın olumlu özellikleri:

Beyaz siyahın zıttı olan bir renktir. Işığı yansıtır. İnsana temizlik, sağlık ve saflık hissi verir.
Beyaz, istikrarı, devamlılığı simgeler.

LACİVERT

Lacivert insanı yatıştıran bir etki taşıyor. Bunun nedeni, mavinin tonu olması. Mavi rengin bütün koyu tonlarının yarattığı etki genellikle olumlu. Bedensel ve ruhsal yakınmaların iyileştirilmesinde lacivert çok etkili. Yatıştırıcı özelliğinin yanı sıra, insanın yorgunluğunu da alığı söyleniyor.

Lacivertin etkisi: Kendinizi yorgun hissettiğiniz bir günde, lacivert giyebilirsiniz.

Kaynak: ozondoktoru.com

Ses Terapisi

Her türlü müzik ses terapisi için uygun değildir. Özellikle Hint Sitar müziği, klasik batı müziği çakra terapisinde kullanılabilir.

Müzik, tüm yaşam şekillerine giren, yaşamı yenileyen ve devam ettiren bir enerji şeklidir.
Örneğin klasik müziğin etkisiyle tavuklar daha çok yumurta ve inekler de daha çok süt verir. Rock müzik verimde hızlı bir düşüşe yol açar.
Bitkiler en fazla Hint Sitar müziğini ve Bach’ın müziklerini tercih ediyorlar. Country ve folk müziğe ise tepki göstermiyorlar.
Bitkiler ve hayvanlar için doğru olan insanlar için de doğrudur. Dinlediğimiz müziği dikkatle seçmeliyiz.

Rahatça uzanın ve kendinizi müziğin kollarına bırakın. Müziğin titreşimlerinin zihninizin, bedeninizin ve ruhunuzun titreşimlerine dönüşmesine izin verin. Bu arada tek tek sırasıyla çakralarınızı düşünün ve yavaş yavaş gevşeyin.

Müzikle olan terapiyi Reiki, koku ve taş terapisi ile birleştirebilirsiniz. Bu, çakralardaki enerji akışını arttırır.

Müzik eşliğinde yapılan danslar da çakralar üzerinde oldukça etkilidir.
İnsan sesini de çakralar üzerinde 2 şekilde kullanabilirsiniz.

Uzak doğuda “M” sesi çok önemlidir. Nefesinizi verirken 3’er kez aşağıdaki sesleri ilgili notalarla tekrarlayın. Her seferinde dikkatinizi çakralara çevirerek notanın titreşimini hissedin.

1. çakra için “U” Do notası ile
2. çakra için “Oğu” Re notası ile
3. çakra için “O” Mi notası ile
4. çakra için “A” Fa notası ile
5. çakra için “E” Sol notası ile
6. çakra için “İ” La notası ile
7. çakra için “M” Si notası ile

Bitirdiğinizde bir süre sessiz oturun ve duygularınızın yavaş yavaş sona ermesine izin verin.

-Ses terapisinin ikinci şeklinde sesler yerine her çakraya yönelik mantralar kullanılır.

1. çakra için LAM
2. çakra için VAM
3. çakra için RAM
4. çakra için YAM
5. çakra için HAM
6. çakra için KSHAM (KŞAM)
7. çakra için OM

1. Kök çakrayı faaliyete yöneltmek için en uygun müzik monoton, vurgulu ritmlerden oluşmalı (İlkel kabile müzikleri).
2. Çakrayı canlandırmak için kaygısız bir neşe uyandıran herhangi bir akıcı müzik kullanılabilir. Kuş sesleri, akan suyun sesi v.b doğal sesler de 2. çakra enerjisini sakinleştirmek için kullanılabilir.
3. Çakra canlı ritmlerle harekete geçirilir. Armonik sesleriyle orkestra müziği solar pleksus çakranın uyumlu kılınması için uygundur. Bu çakradaki aşırı çalışma durumu içinse rahatlatıcı bir müzik sakinleşmenize yardım edecektir.
4. Çakranızın müziği klasik veya new age olabilir. Bunlar sevginin gücünü uyandırır ve onu ahenk yaratacak şekilde etkiler. İlahiler ve meditasyon, mantra müzikleri de kalp çakrası için çok uygundur.
5. Çakra için meditatif müzikler, new age müzikleri,
6. Çakra için zihninizi rahatlatan ve açan, kozmik boyutlara ilişkin hayal ve duygular uyandıran sesleri kullanabilirsiniz. Bach’ın müzikleri de 3. göz çakrasını uyaran ve uyumlulaştıran müziklerdir (Mantra müzikleri de kullanılabilir).
7. Çakra için en iyi müzik sessizliktir. Tam sessizlik halinde tüm varlığımız uyanır. Yaradılışın ilahi sesini duyabiliriz.

Kaynak: dengede-reiki.blogspot.com

Manyetik Terapi

Manyetik terapiyi açıklamak için kullanılan mevcut iki teori vardır. Teorilerden bir tanesi mıknatısların çok hafif bir elektrik akımı ürettiğini iddia etmektedir. Mıknatıslar vücudun ağrıyan bölgesine tatbik edildiğinde, bu bölgedeki sinirler uyarılır, böylelikle vücudun doğal ağrı kesicileri açığa çıkmış olur. Diğer teori ise mıknatıslar vücudun ağrıyan bölgesine tatbik edildiğinde, o bölgedeki tüm hücrelerin kan dolaşımını, iyon alışverişi ve bölgeye oksijen akışını artırmak üzere tepkimeye girdiğini öne sürmektedir. Manyetik alanlar kan dolaşımındaki yüklü parçacıkları, kan akışını artırarak ve ısı meydana getirme yoluyla kendine çeker ya da iter. Dokularda ve kan akışında artan oksijenin iyileşme hızında hatırı sayılır bir değişime neden olduğu düşünülmektedir.

Manyetik Terapinin Kökeni
Manyetik terapinin tarihi, kadim Mısır’a dek götürülebilir. Mıknatısların çok uzun zamandır kas ağrısı ve sertliğini iyileştirme gücü bulunduğuna inanılmaktadır. Çinli şifacıların daha MÖ 200’lü yıllarda qi ya da enerjinin akışındaki sağlıksız dengesizlikleri düzeltmek üzere mıknatıs taşları kullandıkları söylenir. Sarı İmparator’un Dahili Tıp Kitabı (The Yellow Emperor’s Canon of Internal Medicine) olarak bilinen Çin tıp metni bu işlemden bahsetmektedir. Vedalar ya da Hindu kutsal kitapları da mıknatıs taşlarıyla hastalıkların iyileştirildiğinden söz eder. “Mıknatıs taşı” ya da yön taşları kelimesi, bu taşların mıknatıs olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. “Mıknatıs” kelimesi muhtemelen GrekçeMagnes lithos ya da Yunanistan’da manyetik taşlar bakımından zengin bir bölge olan “Magnesia’dan gelen taş” teriminden türemiştir. Grekçe bu kalıp daha sonraları Latince’de magneta halini almıştır. Sör William Gilbert’in 1600’lü yıllardaki bilimsel incelemesi, De Magnete, manyetizmanın doğasını ve bunun statik elektriğin çekim kuvvetinden nasıl ayrıldığını açıklama yönündeki ilk bilimsel girişim özelliği taşır. İddiaya göre Gilbert mıknatısları Kraliçe I. Elizabeth’in eklem ağrılarını hafifletmek için kullanmıştır. Manyetik terapiye çağdaş Amerikan ilgisi ise 1990’larda, birkaç profesyonel golfçu ve futbolcunun, bu araçların rahatsız edici ağrı ve yaralanmalarını tedavi ettiğine dair edindikleri deneyimler ile başlamıştır.
Yüzyıllar önce, dünya bugün olduğundan çok daha güçlü manyetik bir alan tarafından çevrelenmişti. Geçen 155 yılda, bilim adamları manyetik alanın azalışını ve bunun insan sağlığı üzerindeki etkilerini incelemektedir. Doktorlar, ilk kozmonot ve astronotların dünyanın manyetik alanının dışında, uzayda uzun bir süre kaldıklarında kemik kalsiyumunda kayıplar ve kas krampları yaşadıklarını fark etmişlerdi. Bu keşiften sonra, uzay kapsülleri içine yapay manyetik alanlar yerleştirilmiştir.

Manyetik Terapinin Faydaları
Manyetik terapinin sağladığı iddia edilen faydalardan bazıları şöyledir:
• Ağrıyı hafifletmek
• Şişkinliği azaltmak
• Doku alkalinizasyonunu iyileştirmek
• Daha huzurlu bir uyku
• Doku oksijenlenmesini artırmak
• Stresi azaltmak
• Hücresel oksijen düzeylerini artırmak
• Kan dolaşımını iyileştirmek
• Anti-infektif aktivite

Manyetik Terapiye Hazırlık
Manyetik terapiyi kullanmak için tedavi edilecek ağrılı bölgeye özel bir ürün satın almak dışında herhangi özel bir hazırlık gerekmez. Çok çeşitli fiyatlara sahip ürünler arasında kolyeler ve bileklikler, diz, sırt, omuz ve bilek korseleri, yatak pedleri, eldivenler, ayakkabı parçaları ve daha fazlası yer alır.

Manyetik Terapide Dikkat Edilmesi Gerekenler
Manyetik terapiyle ilgili başlıca önlem bu terapinin maliyetinin farkında olmaktır. Mıknatıs işi büyük bir sektör haline gelmiştir. Mıknatıslar posta siparişi kataloglarında ve lüks mağazalardan, branş mağazalarına uzanan pek çok mağazada yer almaktadır. Kendi kendine uygulanabilen pek çok popüler terapide olduğu gibi, manyetik terapinin etkisiyle ilgili gerçeklik payı olmayan çok sayıda iddia ortaya atılmaktadır. Tüketicilerin, manyetik terapiye karşı “riskler alıcıya aittir” yaklaşımını benimsemesi gerekir. Bu türde bir tedaviye ilgi duyan kişiler daha pahalı bir ürüne yatırım yapmadan önce kendilerinde işe yarayıp yaramadığını görmek için daha ufak, ucuz bir ürünü denemesi gerekir.

Manyetik Terapi’nin Yan Etkileri
Manyetik terapiden kaynaklanan çok az yan etki mevcuttur. Genellikle bu terapiyi uygulayan hastalar, tedavinin kendilerinde ya işe yaradığını ya da işe yaramadığını görürler. Depresyon tedavisi için transkarniyal manyetik uyarım uygulayan hastalarda yan etki olarak hafif baş ağrısı görüldüğü rapor edilmiştir.

Araştırma ve Genel Kabul
Manyetik terapi ağrıyı giderme konusunda alternatif bir yöntem olarak gün geçtikçe daha geniş bir kabul görmektedir. 1950’li yılların sonundan bu yana manyetik terapinin etkisini kanıtlayan yüzlerce çalışma ortaya konmuştur. 1997’de Teksas eyaletinin Houston şehrinde yer alan Baylor Tıp Fakültesi’nde bir grup doktor, hayatlarının erken döneminde çocuk felci geçiren 50 hastada manyetik terapi uygulamasını incelediler. Bu hastalarda, standart tedavilerin üstesinden gelmekte başarısız olduğu kas ve eklem ağrıları mevcuttu. Bu çalışmada, hastaların 29’unun sorunlu noktalarına mıknatıs bantlanırken, geri kalan 21’ine ise içinde mıknatıs olmayan cihazlar takıldı. Ne araştırmacılara ne de hastalara hangi tedaviyi (manyetik ya da manyetik olmayan) aldıkları söylenmemişti. Tıpkı plasebo içeren pek çok çalışmada olduğu gibi, hastalardan bazıları manyetik olmayan tedaviye de cevap vermiştir ancak manyetik terapi uygulayan yüzde 75’i kendilerini çok daha iyi hissettiklerini belirtmişlerdir.

New York, Valhalla’daki New York Tıp Fakültesi’nde yapılan bir başka çalışmada, bir nörolog ortadan şiddetliye doğru yanma, sızlama veya ayaklarda uyuşma şikâyeti olan, kadın ve erkeklerden oluşmuş 19 kişilik bir grup üzerinde manyetik terapiyi test etmişti. Sorunlarına diyabet ya da alkolizm gibi diğer durumlar neden olmaktaydı. Bu hasta grubu, iki aylık süre boyunca, banyo yaptıkları zaman dışında günde 24 saat çorap ya da ayakkabılarından birinin içine manyetik bir astar giymişlerdi. Diğer çorap ya da ayakkabıları içine ise manyetik olmayan bir parça takmışlardı. Daha sonra iki ay boyunca manyetik astarı her iki ayaklarına da giydiler. Çalışma sonunda, diyabet hastalarının 9/10’u bir rahatlama yaşadıklarını rapor ederken, diyabet olmayanlardan yalnızca üç tanesi rahatlama rapor etmiştir. Çalışmayı yürüten nörolog, bu çalışmanın diyabet hastaları için yapılacak manyetik terapi konusunda daha fazla çalışmanın kapısını açtığına inanmaktadır. Yakın gelecekte daha kapsamlı bir takip çalışması yapmayı planlamaktadır.
2000 yılında Virginia Üniversitesi’nde federal hükümet tarafından desteklenen bir çalışma başlamıştır. Bu çalışma manyetik yatak pedlerinin, kas ağrı ve sertliklerini ve fibromiyaljiye bağlı bitkinliği hafifletmede etkinliğini değerlendirmiştir.

Manyetik terapi aynı zamanda depresyon ve bipolar bozukluğu olan hastaların tedavisi için de incelenmiştir. Tekrarlanan Transkarniyal Manyetik Uyarım adı verilen bir işlem bu hastalığın tedavisinde umut verici etkiler göstermiştir. Çalışmalardan birinde, depresyonu olan hastaların elektrokonvülsif tedavi görenlere göre daha düşük nüksetme oranlarına sahip olduğu görülmüştür. Elektrokonvülsif terapiden farklı olarak, manyetik terapi kullanan hastalar inme, hafıza kaybı ya da yargı bozukluğu gibi durumlardan mustarip olmamaktadır. Mıknatıslar ve beyin üzerine yapılan incelemelerdeki gelişmeler devam etmektedir. 2002’de Güney Carolina Üniversitesi’nde depresyon tedavisi için transkarniyal manyetik uyarım (TMS) alan iki binden fazla hastada umut verici başlangıç sonuçları alınmıştır. TMS, beyne elektrokonvülsif terapiye göre daha az şok vermektedir. Bir başka çalışma ise temel titreme tedavisinde mıknatısların kullanılmasını test etmiştir. Tekrarlanan TMS kullanarak, araştırmacılar titremenin düzeltilebildiğini ve hiçbir ters etkinin olmadığını fark etmişlerdir. Manyetik terapinin bu uygulamaları halen incelenmektedir ve henüz Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi tarafından henüz onaylanmamış da olsa, umut verici görünmektedir.

Kaynak: www.alternatifterapi.com